28 Aralık 2013 Cumartesi

Sonra uyuyabilir miyim sana?
Dalıp uykunun sen kollarına
Yapışabilir miyim,kuşkonmaz ben dudaklarına?

[-Meral Meri-]

Meral Meri

Bana, geçmişime ve geleceğime anlamsız vaatlerde bulunanlar çok olmuştur
Ben ise geçmişi sağa ve sola bırakarak geleceği düşünmeksizin
Şu ana vaad edilmemişlikleri sunuyorum
Çünkü insan ancak kendine sunulduğu ikramlar ile yol alabilir

Meral Meri

Vincent Van Gogh

Ne yazık ki, birisi tecrübe kazandıkça, gençliğini kaybediyor.

Vincent Van Gogh

Pablo Neruda

Bir kadın, söyleyecek çok şeyi olduğu halde susuyorsa, erkek artık tüm şansını kaybetmiştir.

Pablo Neruda

Meral Meri

Sen her halime yerleşen mutluluk gibisin
Silebilir miyim hiç ben seni?
Sen hayatın içine doğan bir seda gibisin
Azaltabilir miyim hiç seni?

[Meral Meri]

SANA BÜYÜK BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM

SANA BÜYÜK BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM
 
Sana büyük bir sır söyleyeceğim 
Korkuyorum senden 
Korkuyorum yanınsıra gidenden 
Pencerelere doğru akşam üzeri 
El kol oynatışından 
Söylenmeyen sözlerden 
Korkuyorum hızlı-yavaş zamandan 
Korkuyorum senden 
Sana büyük bir sır söyleyeceğim 
Kapat kapıları 
Ölmek daha kolaydır, sevmekten 
Bundandır işte benim yaşamaya 
katlanmam 
sevgilim...

 Louis Aragon

Meşe Kokulu

Gözlerimin orkideleri silinmiş sanıyorlar
Oysa ben daima onlarla inzivaya çekilmiştim
Bir kış günü.
Ne yapsaydım ki,bilemedim?
İnsan en güzel kendine gizleniyormuş,
Üstelik yaşa başa aldırmaksızın.
Koyu bir hava donduğu zaman-
Zaman için bile bazı şeyler de pek mümkün olmuyor hani.
Güneş gözlerimden çekileli yıllar olmuş,
Deniz feneri ışığına hapsediyorum o vakit kendimi,
Gözlerime orkideler yerleştiriyorum.
Biliyorum,pek berrak sularım kalmadı,
Ama ne yapalım?
Hala idare lambam mevcut.
Olur da ya ben bir yengeç adımı atıp, gelirim sana.
Ya da sen meşe kokulu bir adım atarsın bana,
Olmaz mı geleceğim,meşeler koktuğu zaman?

Meral Meri/

Meşe Kokulu

Meral Meri/Kitap Hastahanesi

...
Yıllar sonra size ait tüm kırıntılar rüzgâr tarafından svuşturulunca 
Onların yok olupta öldüğü varsayımı ile büyük bir rahatlama yaşarız...
Ama bu devasa rüzgâr çok maharetli olduğundan 
O kırıntıları savuştururken yalnız bir yere değin sürükleyebilir,
Hatta emekleyen kırıntılar ancak bir yere kadar ölebilirler...
Çünkü onlar birer zombidirler ve tekrar tekrar canlanabilir,
Çünkü siz nefes alıyorken onların bir yerde ölüme ter kedilişleri 
Sizden kopup gittikleri ve dahası öldükleri anlamına gelmemekle birlikte,
Hiç ummadığınız bir anda hiç görmediğiniz bir tabloya bakarken, 
Görürsünüz onları.
Ki size sürünerek peyda olup, eteğinizi can havliyle çekiştirip duruyorlar.
Böyle anlarda bilmem ki içinizden neler kopuyor?
Neler yer değiştiriyor,
Nerelere gidiyorsunuz?
Ve nelere dönüşüm içine bir yıkımla dönüyor,
Nelerle yüzleşmek zorunluluğuna giriyorsunuz?
İşin tuhafı ise sizin geride bırakmış yanınız 
Yine yalnızlaşıyor, hem de öfke ve birtakım insan sanrılarıyla beraber baş başa kalıyorsunuz.
İşte bu sizin canınızı yakmaz belki ama, büyük bir yıkımın altından devasa denilecek bir 
hata süpürme çabası canlanabilir!
Unutmayın ki insanlar yalnızca bebek doğurmazlar keza bebekleri ölmez...
Bunların hepsi bir yana bırakıldığında içiniz sessizliğe konuşabilir,
O der ki: Gözlerin ,kulakların ve dillerin konuşması mühim bir kâbus olmamakla bilirlikte,
asıl biriken o gerçeği endişe etmeksizin görebiliyor oluşunu kutla, kutla ki; o yanlışlar
doğru zamanlarının katili olmasınlar!
...

Meral Meri/Kitap Hastahanesi

27 Aralık 2013 Cuma

Mavi Masalımın Yeşil kırıntıları

...
Sonra bir hayli yorgun olduğum geldi aklıma
Sana yaptığım her ziyaret bir öncekini hatırlatacak derecede güçlüydü
Hem sonra,bir avuç içine sığmayan ama dünyayı acıtıyor muşcasına
Yalnızlıklar birikiyor ya
Ben pek parlak beyaz bir zemine düşen bir düş bozgunu gibi, kırılabilirim
Belki sen farkında olmaksızın canımı yıldızsız geceler gibi soyabilirsin
Hem sonra,o boğuşmalarımızı hiç mi hiç unutmuyorum
Nasıl unutabilirim ki
Hiç bana beyaz  bir günmüşüm muamelesi içinde olmadın
Oysa ben siyah değildim
Orada,o sessizlikte öylece durmamı gerektiren bir hastalık da yoktu
Sonra ne bileyim işte,durup durup sarı sayfalar içinde bulmuştum kendimi
Oysa ben sarıyı da sevmem,hiç bir renk uzun ömürlü değil
Mütemadiyen insan rengine yerleşip ,ölüm anında kendimi zincire vurup
Bir taşkınlık içinde ,örümceğin yuvasından
çıkmasını bekleyen bir çiğ damlasından ibaret olma arzusu içindeyim.
Sonra sessizlik denilen o kayıp mecrada uykumun ortasında düşen
tutkulu bir öpüşe hiç de hayır demezdim...
Bunlar tüm çıplaklığıyla doğaya sarı eken, güneşin marifeti değil midir?
Ve ağaç amcaların hiç durmaksızın canla başla çalıştıkları
yeşilin içine girip, aksederek kalmışlığım olmalıydı
Bir ton melodiler yağarak üstüme,istila edilmeliydim
Böyle büsbütün bir hastahane odasında
Gözlerim açık mı,yoksa kapalı mı?
Gibi şeyleri düşünmeksizin
Yatağımın içinden çıkıp ,bir kuş gibi
Şu odaya dolması için akan temiz havaya karışarak
pencereden uçmalıydım.
İşte o zaman insan renklerim hiç mi hiç acımazdı.
Belki filizlenip yeşerebilir,ve güneş ekebilirdim kurak kalmışlığıma.
...

●❤●Meral Meri●❤●
Mavi Masalımın Yeşil kırıntıları●❤●

Aramayis Taçkiyan

sanki sen yokmuşsun gibi.
sanki kimse yokmuş gibi.
sanki hiç bi'sey olmamış gibi.
gibi gibi bir hayat işte.

Aramayis Taçkiyan●❤●

26 Aralık 2013 Perşembe

Sevmekten vazgeçilebilir mi? / Frida Kahlo-1

Frida'dan Diego'ya;


 Sevmekten ne zaman vazgeçtim ?

Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.

Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.

Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe
saydığın için vazgeçtim.

Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.

Bencil olduğun için vazgeçtim.

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi çünkü sevgim yüceydi.

Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.

Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

25 Aralık 2013 Çarşamba

Meral Meri- “Azalırken Çoğalmak”

“Bir yerden başlamam gerekiyordu, onu doğru kelimelere ekleyip,kendimi ise yanlışlar yumağından kurtarmalıydım.
Ama nasıl yapmalıydım?
Düşününce usuma yerleşen birtakım çelişkiler pek de parlak değildi.
Bununla beraber gecenin zifiri karanlığında ay ve yıldızlar çok mutlu, keza gökyüzüne moral veriyorlardı...”

Meral Meri- “Azalırken Çoğalmak”

Meral Meri

 “Daha sonra değiştirebileceğim bir karakterim hiç olmadı
  O'yüzden aynı giysiyi giyip, keçi ezgisi olmaya özgürüm ben!..”

  “Meral Meri”

Milena’ya Mektuplar

”Bugün senin karşına geçip susacağım. Mutluluğumu kelimelere dökebilir miyim ki? Elime, gözüme, yüreğime burada olmanın mutluluğunu nasıl anlatayım? ”

Franz Kafka - ” Milena’ya Mektuplar ”

Can Yücel - Özledim Seni

Özdemir Asaf - Özlem (Kerim Tunç Yorumuyla)

Sarılalım

Sarılalım

Bana bir baharı getirip müjdele
Bir yağmuru alıp koynuma iliştir
Bir pencere içine yerleşip manzaram ol
Tüm camlarımı kırıp içeri gel
Ve ansızlık ol,kal bir ben vakti kadar
Ve sen vaktini içelim
Dudaklarımız buluşsun
Kuşlarımız uçsun
Gecelerimiz uyusun
Ama biz sadece sarılalım
Bir bacanın içine girelim
Tüm hediyelerimizi ödünç verelim
Teslim olalım tenimize
Işıkları açmayalım
Yüzümüz gözümüz siyahlaşsın
Tüm bunlar olurken 
Biz sadece sarılalım
Yenilmeyelim akıllı işlere
Delirelim sarılışlarımıza
İşte bahar olalım
Yağmurlu bir yaprak kadar
Müjdeleyelim gelmişimizi-geçmişimizi
Güzelavrat otlarına!..

Meral Meri

Meral Meri

"Aramızdaki yakınlık şu kadarcık bir mesafeyi de yıkabilir güçtedir!"

-Meral Meri

24 Aralık 2013 Salı

Özlem

Özlem

Bir gece,
Gecede bir uyku..
Uykunun içinde ben..
Uyuyorum,
Uykudayım,
Yanımda sen.

Uykumun içinde bir rüya,
Rüyamda bir gece,
Gecede ben..
Bir yere gidiyorum,
Delice..
Aklımda sen.

Ben seni seviyorum,
Gizlice..
El-pençe duruyorum,
Yüzüne bakıyorum,
Söylemeden,
Tek hece.

Seni yitiriyorum
Çok karanlık bir anda..
Birden uyanıyorum,
Bakıyorum aydınlık;
Uyuyorsun yanımda.
Güzelce..

Özdemir Asaf

Aşk

"Aşkı tanımış bir kişi ,çok kolay başkasının karşısında çeşit çeşit olabiliyor..."

Meral Meri

23 Aralık 2013 Pazartesi

Seni hiçbir şeyi bilmiyormuş gibi sevip, her şeyi biliyormuş gibi gideceğim.

Meral Meri 

Meral Meri/Hayata Tutunamayan Harfler

Her cümlem sana takılıyor,nedensiz
Ve ölmüş gibi bana geri
gelmeleri yok mu, 
Ve sığınmaları;
Savaş mağduru mültecileri kadar hayfılanmayı dahi unutarak,
Üstelik her biri terapi mağduru
Düşlerini satmamışlığın can havliyle
Düşüyorlar ıslak,nemli,cesur dudaklarından
Halihazır mezarcıklara bir bir.

Meral Meri/Hayata Tutunamayan Harfler

Meral Meri

Ne zaman ki, gözleriniz boşluğa dalıp gitse
Bedeninizden ve ruhunuzdan bir parça yola koyulup,gidiyor demektir.

[Meral Meri]
Sevmek çabamızı icra ederken
Kendimizi süresiz karşı tarafa anlatmak olmamalı
Zira sevmek ,kendimizi çıkarsızca sevmeye benzer

-Meral Meri

Meral Meri

Sahip olmadan da nice güzellikler var
Yeter ki tutmak için değil
Mutlu olmak için bakabilin

-Meral Meri

Meral Meri/Salyangozdaki Yosunlar

Biri çıkıyor ve tüm karanlıklarınızı yutuyor
Biri çıkıyor ve tüm yaşama dair şeyleri anlatıyor
Biri çıkıyor ve ölümsüz bir gün ilan edip terk ediyor
Biri çıkıyor ve hoşgeldin diyor
Biri çıkıyor ve aldatılmışsın diyor
Biri çıkıyor ve iyi oyuncusun diyor
Biri çıkıyor ve hayat çok ters, bindiğimiz bir yer diyor
Biri çıkıyor ve nerede olduğumu unuttum diyor
Biri çıkıyor ve erken doğum acısıyım diyor
Biri çıkıyor ve "küçük kız ağlama sen" diyor
Biri çıkıyor ve altı kalsın diyor.
Biri çıkıyor ve "Bir olup yaşayalım mı hep birlikte?" diyor
Biri çıkıyor ve hayır hayır, kutlama bizi ,kurtuluş yok ki."diyor
Biri çıkmıyor ve bir sıfırın içine gizlenmiş dairesel çizgilerin perspektifine
Bizi davet ediyor.
Çıplak bir adamın yalnızlığına sokulup,kadının göz yaşlarını
Sahneye bırakıyor.
Ve sıfır diyor ki: Hey!Uyanın artık!Ve kaç resim biriktirdiniz?
Kaç kez o resimlere yeniden dönebildiniz?
Hey hey! Uyanın ,resimler canlanıyor,yeter ki siz uyanın!
...
Meral Meri/Salyangozdaki Yosunlar

Meral Meri/ Mavi Masalımın Yeşil kırıntıları

Bakışlarıma yerleşen o devasa yaşlı çizgileri önce siliyorum
Sonra ne mi yapıyorum?
Tamamen küsmeksizin önce kendime sonra sizlere tebessümler sarkıtıyorum
Ama öyle yaşlıca değil ha,
Çok delikanlı vede genç kız gibi.

Meral Meri/ Mavi Masalımın Yeşil kırıntıları/
Benimle biraz yaramazlık yapar mısın? :)

Meral Meri/ Mavi Masalımın Yeşil kırıntıları/

Şu dolu dolu mutlulukları küçücük şeylere borçlu olduğumuzu iyi ki biliyoruz
Ki zaten şu kadarcık şeyin adı dünyada hep aynı isimden, ve dilden ibaret
Ne güzel! Kutlamalı insan nice nice kendini!

Meral Meri/ Mavi Masalımın Yeşil kırıntıları/

Meral Meri

Hayatta en sevmediğim şey, kaba saba dile yerleşen üslublardır!
Zira kendimi o an ,mayın tarlasına düşmüş, ama kurtulamaış bir can gibi görüyorum.
Ne acı!..

(Meral Meri)

Louis Aragon

Hayatı ne önemse, ne de hafife al. Onursuz birliktelikler yerine,
Onurlu bir yalnızlık yaşa sadece.

Louis Aragon

Louis Aragon

Beni sev ya da benden nefret et, ikisi de benim yararıma.
Seversen hep kalbinde olurum. Nefret edersen hep aklında.

Louis Aragon

Malcolm X -Alex Haley

Amerika'nın bünyesine uğursuz bir kurt gibi giren ırkçılık
Kanserinin kökünü kurutabilecek bir gerçeğin mayasını tutturmuş olarak,
Fersiz de olsa bir ışık bırakarak ölürsem, ne mutlu bana.
Bu takdirde, şan Allah'a özgüdür.
Benim olan tek şeyse, günahlarımdır.

Malcolm X -Alex Haley

Life Is Beautiful


Bazen karanlıklar gider ve yerini turuncu aşklar alır.
-
Meral Meri

22 Aralık 2013 Pazar

Meral Meri/Salyangozdaki Yosunlar

İyi, kötü olunca kıymetlidir ,siz bunu çok iyi biliyorsunuz
Yine bildiğiniz bir gerçeği sizlerin huzuruna takdim ederim ki
Bazı gerçekler sizi sizden ederler ,bu gerçekler bazen
Aydınlık bir yol sürer, bazende sadece dolunay eşlik eder
Sonuç itibariyle kusursuz bir düzeneğin içinde 
Bir yol yürüyecek kalbiniz, ve aklınız mevcuttur 
Buda gösterir ki siz size ,ve o yollara daima ihtiyaç duyacaksınız
En başta da kendinize ihtiyaç duyacaksınız
O'yüzden hatalarınızı dışlayarak ,eciş bücüş bir şey mişcesine
Toplumun gözlerinden kaçırmaksızın ,sevgiyle olmasa bile
Hoşgörüyle eksiklikleri doldurabilirsiniz.

Meral Meri/Salyangozdaki Yosunlar

Don Juan

Don Juan 

Kulağına fısıldar aşk  hırsızı
Yetinmeyi bilmeyen ,gaddar bir dilenci
Vadinin diğer bir ucunda
İncir ağacı içinde ,küçüktür onun evi
Biraz hassas ,biraz içine kapanık
Gizli bir pencere ardında ejderhadır o
Herkes onu tanıyor
Adına Don Juan, diyorlar
Vadinin diğer bir ucunda
İncir ağacı içinde hırsını ateşe veriyor
Sevişiyor elbisesi içinde bir kadınla
Sarmaş dolaş ,kışın kucağına değin sürüklüyor dehasını
Biraz hassas ,biraz içine kapanık
Gizli bir pencere ardında ,nefesi buğu oluyor
Ateş kızılı kadının dudağından, bir lokma alır
Kalbine nazikçe yerleştirir
Devasa kalpçiklerine bir yenisi daha eklenir
Soylu ve asil bir hırsızdır o
Yetinmeyi bilmeyen ,gaddar bir dilenciden de öteye geçiyor
Erik ağaçları mevsime boyun bükmüş-
Salkım söğütlere dönmüş, o erik ağacı gibi
Kuru bir gün içine hapsediyor kendini
Herkes onu tanıyor
Adına Don Juan, diyorlar
Siyah saçlı ,derin bakışlı
Omuzları dik ,vede pek hırçın bir deniz
Keskin, intikamcı bakışları 
Hassas ruhunu incitiyor
Sonra sonra,bir kadın karanlığı gibi
Gözlere çekilen mil gibi
Körleşerek ayrılıyor aramızdan
Ve herkes onu tanıyor
Adına Don Juan, diyorlar
Vadinin diğer bir ucunda
İncir ağacı içinde, cansız bedenini 
Ve kadının ateşli dudakları arasında
Sonsuzluğa uğurlanırken
Küçük bir not sıkıştırmış ısısı düşen avucuna;
"Bir notanın tınısı içinde ağır ağır,gitmek istiyorum.
Sevişen yüzleri görür müyüm bilmem bir daha?"
Kalbinin bir bölümünden akan kanlar ,tüm odayı doldururken
Apaçık dolunay, kanları kızıl bir şerbet gibi, seriyor önümüze
Bizim gözlerimiz açık,ve selamlıyor kahramanını dolunay
O tam bir kadirşinastır, dercesine
Üzerine krizantem çiçekleri serpiyor
Çünkü gelenektir bizim buralarda
Ölümsüz ruhların üzerine 
Daima krizantem serpiştirirler
Doğum gerçekleşsin ve acı çekmesin diye
Ve biz onu tanıdık
Adı Don Juan'dı
Kalp hırsızı ,küçük serçe,ve incir ağacı.

(Meral Meri)

Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar

İnsanlar geçmişi sadece çocukluk anıları kadar saf olduğu zamanları, yinelemek isterler.
Fakat o çocukluk anıları hiçbir vakit yeşermediğinden dolayı ,daima koltuk değneklerine yaslanıp
Tak tak tak,diye bir ses, kırıp dökebilir sizi,bu olunca canınız acımasın.
Zira hiç kimse ne büyüklük taslayacak kadar büyüktür karşınızda,
Nede siz küçük kalırsınız geçmişteki hatalarınıza ve hatıralarınıza.

Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar

PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ : SAAT 21-22 ŞİİRLERİ

PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ :
SAAT 21-22 ŞİİRLERİ


Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
                                            seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
                    kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
                                                             sıcak
                                                                koyu bir karanlık...

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
                                                        kendisi değil
                                                                   edasındaki dünya...

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
                                                            bir çekmece
                                                                        bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
             fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
                                sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...



20 Eylül 1945

Bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
                            kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
                                  göz gibi çıplak,
                                                 el gibi ağır
                           ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
                                                             kelimeler.
Kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
Kelimelerin getirdiler seni,
                                    onlar : ana,
                                    onlar : kadın
                                                ve yoldaş olan...
Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
                                                                kelimelerin insandılar...



21 Eylül 1945

Oğlumuz hasta,
babası hapiste,
senin yorgun ellerinde ağır başın,
dünyanın hali gibi halimiz...

İnsanlar, daha güzel günlere insanları taşır,
oğlumuz iyileşir,
babası çıkar hapisten,
güler senin altın gözlerinin içi,
dünyanın hali gibi halimiz...



22 Eylül 1945

Kitap okurum :
                        içinde sen varsın,
şarkı dinlerim :
                        içinde sen.
Oturdum ekmeğimi yerim :
                        karşımda sen oturursun,
çalışırım :
                        karşımda sen.
Sen ki, her yerde «hâzırı nâzır»ımsın,
                                konuşamayız seninle,
                                duyamayız sesini birbirimizin :
sen benim sekiz yıldır dul karımsın...



23 Eylül 1945

O şimdi ne yapıyor
                       şu anda şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
— hey gülüm,
              beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—

O şimdi ne yapıyor,
                     şu anda, şimdi, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
                                               okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
— her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
                                                    sevgili, canımın içi ayaklar!...—
Ve ne düşünüyor
                       beni mi?
Yoksa
           ne bileyim
                    fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun
                            neden böyle bedbaht olduğunu mu?

O şimdi ne düşünüyor,
                                     şu anda, şimdi, şimdi?...


24 Eylül 1945

En güzel deniz :
                        henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk :
                        henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz :
                        henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz :
                        henüz söylememiş olduğum sözdür...



25 Eylül 1945

Saat 21.
Meydan yerinde kampana vurdu,
nerdeyse koğuşların kapıları kapanır.
Bu sefer hapislik uzun sürdü biraz :
                                                8 yıl...
Yaşamak : ümitli bir iştir, sevgilim,
yaşamak :
                  seni sevmek gibi ciddî bir iştir...



26 Eylül 1945

Bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
                           beni duvarların içinde,
                                                    seni duvarların dışında.

Ufak iş bizimkisi.
Asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
İnsanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...



30 Eylül 1945

Seni düşünmek güzel şey
                                  ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
                              şarkı söylemek istiyorum...



1 Ekim 1945

Dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
Bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
Birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
                                       vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...



2 Ekim 1945

Rüzgâr akar gider, 
aynı kiraz dalı bir kere bile sallanmaz aynı rüzgârla.
Ağaçta kuşlar cıvıldaşır :
                            kanatlar uçmak ister.
Kapı kapalı :
                    zorlayıp açmak ister.
Ben seni isterim :
senin gibi güzel,
dost
      ve sevgili olsun hayat...
Biliyorum henüz bitmedi
                                sefaletin ziyafeti...
Bitecek fakat...



5 Ekim 1945

İkimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğrettiler :
                aç kalmayı, üşümeyi,
                yorgunluğu ölesiye
                ve birbirimizden ayrı düşmeyi.
Henüz öldürmek zorunda bırakılmadık
ve öldürülmek işi geçmedi başımızdan.

İkimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğretebiliriz :
                dövüşmeyi insanlarımız için
                ve her gün biraz daha candan
                                                  biraz daha iyi
                                                                  sevmeyi...



6 Ekim 1945

Bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
Yürek kirpiklerin ucunda
                                   uzayıp giden toprak uğurlanır.
Benim bağırasım gelir : — «P î r â y e ,
                                                   P î r â y e !...» — diye...



7 Ekim 1945

İnsan çığlıkları geçti geceleyin açık denizleri
                                                              rüzgâr-
                                                                         -larla.
Dolaşmak tehlikeli hâlâ
                                        geceleyin açık denizleri...

Altı yıldır sürülmedi bu tarla,
duruyor olduğu gibi tank paletlerinin izleri.
Tank paletlerinin izleri
                                kapanır bu kış karla.

Ah, gözümün nuru, gözümün nuru,
yine yalan söylüyor antenler :
alın teri tacirleri kapatabilsin diye defteri yüzde yüz kârla.
Fakat Ezrailin sofrasından dönenler
                                            döndüler verilmiş kararlarla...



8 Ekim 1945

    Çekilmez bir adam oldum yine :
                                                uykusuz, aksi, nâlet.
    Bir bakıyorsun ki
ana avrat söver gibi, azgın bir hayvanı döver gibi bugün çalışıyorum,
    sonra bir de bakıyorsun ki
ağzımda sönük bir cıgara gibi tembel bir türkü
    sabahtan akşama kadar sırtüstü yatıyorum ertesi gün.
    Ve beni çileden çıkartıyor büsbütün
                                        kendime karşı duyduğum nefret
                                                                                ve merhamet...

    Çekilmez bir adam oldum yine :
                                                uykusuz, aksi, nâlet.
    Yine her seferki gibi haksızım.
    Sebep yok,
                    olması da imkânsız.
    Bu yaptığım iş ayıp
                                    rezalet.
    Fakat elimde değil
                                seni kıskanıyorum
                                beni affet...



9 Ekim 1945

Dün gece rüyama girdin :
dizimin dibinde oturuyormuşun.
Başını kaldırdın, kocaman, sarı gözlerini bana çevirdin.
Bir şeyler soruyormuşun.
Islak dudakların kapanıp açılıyor,
                                        sesini duymuyorum ama.

Gecenin içinde bir yerlerde aydınlık bir haber gibi saat çalıyor.
Havada fısıltısı başsızlığın ve sonsuzluğun.
Kırmızı kafesinde, kanaryamın : «Memo»mun türküsü,
sürülmüş bir tarlada toprağı itip yükselen tohumların çıtırdısı
ve bir kalabalığın haklı ve muzaffer uğultusu geliyor kulağıma.
Senin ıslak dudakların hep öyle açılıp kapanıyor
                                                        sesini duymuyorum ama...

Kahrederek uyandım.
Kitabın üstünde uyuyakalmışım meğer.
Düşünüyorum :
                yoksa senin miydi bütün o sesler?



10 Ekim 1945

Gözlerine bakarken
        güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
        bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum...

Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin :
                                                sırrını her gün bir parça veren
                                                fakat hiçbir zaman
                                                büsbütün teslim olmayacak olan...



18 Ekim 1945

Kale kapısından çıkarken ölümle buluşmak üzre,
son defa dönüp baktığımızda şehre,
sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz :
«— Pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
       çalıştık gücümüzün yettiği kadar
                                                        seni bahtiyar
                                                                         kılalım diye.
Devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,
                                            devam ediyor hayat.
İçimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,
gözümüzde ışığından ayrılmanın kederi,
                                       işte geldik gidiyoruz
                                                         şen olasın Halep şehri...»



27 Ekim 1945

Bir elmanın yarısı biz
                                yarısı bu koskoca dünya.
Bir elmanın yarısı biz
                                yarısı insanlarımız.
Bir elmanın yarısı sen
                                yarısı ben
                                          ikimiz...



28 Ekim 1945

Itır saksısında artan koku,
denizlerde uğultular
ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar...

Sevgilim,
yaş kemâlini buldu.
Bana öyle gelir ki
                 belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
Ama biz hâlâ
                 güneşin altında el ele yalnayak koşan
                                                                        hayran gözlü çocuklarız...



5 Kasım 1945

Çiçekli badem ağaçlarını unut.
Değmez,
bu bahiste
            geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
Islak saçlarını güneşte kurut :
            olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
                                                     nemli, ağır kızıltılar...
Sevgilim, sevgilim,
                mevsim
                            sonbahar...



8 Kasım 1945

Uzaktaki şehrimin damları üzerinden
ve Marmara denizinin dibinden geçip
sonbahar topraklarını aşarak
                                        olgun ve ıslak
                                                 geldi sesin.
Bu, üç dakikalık bir zamandı.
Sonra, telefon simsiyah kapandı...



12 Kasım 1945

Damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu
                                                    son lodoslar esmeye başladı.
Havayı dinliyorum :
                            nabız yavaşladı.
Uludağda, zirvede kar
ve Kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır
                                kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar.
Ovada kavaklar soyunuyor.
İpekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek,
sonbahar bitti bitecek,
nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak.
Ve biz yine bir kış daha geçireceğiz :
                                      büyük öfkemizin içinde
                                      ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...



13 Kasım 1945

Tarif kabul etmez, — diyorlar, — İstanbulun sefaleti,
milleti, — diyorlar, — kırıp geçirdi açlık,
verem illeti, — diyorlar, — diz boyu.
Şu kadarcık kız çocuklarını, — diyorlar, —
                                     yangın yerlerinde, sinema localarında...

. . . . .
. . . . . . . . .

Kara haberler geliyor uzaktaki şehrimden :
namuslu, çalışkan, fakir insanların şehri —
                                                                sahici İstanbulum,
sevgilim, senin mekânın olan
ve nereye sürülsem, hangi hapiste yatsam
                                           sırtımda, torbamın içinde götürdüğüm
                              ve evlât acısı gibi yüreğimde,
                              senin hayalin gibi gözlerimde taşıdığım şehir...



20 Kasım 1945

Saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da
ovada güz nadasları yapıldı çoktan,
                                        tohum saçılıyor.
Ve zeytin devşirilmekte.
Bir yandan kışa girilmekte,
bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
Bense hasretinle dolu
                ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
                yatıyorum demirli bir şilep gibi Bursada...



1945 yılı Aralık ayının dördü

İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına...
Hapisten
          mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
                                                  ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı Nâzım Hikmetin
          kadını...



5 Aralık 1945

Delindi sintine,
esirler parçalamakta pırangaları.
Yıldız-poyrazdır esen,
tekneyi kayaların üstüne atacak.
Bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
                                      taş çatlasa batacak.
Ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
                                                          kuracağız Pirâyem...



6 Aralık 1945

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
                meyve çağında ağacın,
                serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
                                — çürüyen diş, dökülen et —,
                         bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
                                        bu güzelim memlekette hürriyet...



7 Aralık 1945

Bursada havlucu Recebe,
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman,
fakir-köylü Hatçe kadına,
ırgat Süleymana düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman...



12 Aralık 1945

Ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta :
                                                        pul pul altın
                                                                        bakır
                                                                              tunç ve tahta...
Öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık.
Ve dağlar dumana batık
                                      kurşunî, sırılsıklam...
Tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
Yaban kazları hızla gelip geçti demin
                                       herhal İznik gölüne gidiyorlar.
Havada serin
             havada is kokusu gibi bir şey :
             havada kar kokusu var...

Şimdi dışarda olmak,
          dörtnala sürmek dağlara doğru atı.
«— Ata binmesini de bilmezsin,» —- diyeceksin ama
şakayı bırak ve kıskanma,
yeni bir huy edindim hapiste :
seni sevdiğim kadar değilse de
                                  hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı...
                                  Ve ikiniz de uzaktasınız...



13 Aralık 1945

Gece kar birdenbire bastırmış.
Bembeyaz dallardan dağılan kargalarla başladı sabah.
Göz alabildiğine Bursa ovasında kış :
başsızlık ve sonsuzluk geliyor akla.
Sevgilim,
değişti mevsim
            çekişen gelişmelerden sonra bir sıçramakla.
Ve karın altında mağrur
                                       hamarat
                                                    sürüp gidiyor hayat...



14 Aralık 1945

Hay aksi lânet, fena bastırdı kış...
Sen ve namuslu İstanbulum ne haldesiniz kim bilir?
Kömürün var mı?
Odun alabildin mi?
Camların kıyısına gazete kâadı yapıştır.
Gece erkenden yatağa gir.
Evde de satılacak bir şey kalmamıştır.
Yarı aç, yarı tok üşümek :
                dünyada, memleketimizde ve şehrimizde
                                              bu işte de çoğunluk bizde...










Meral Meri/Salyangozdaki Yosunlar

Umutları taşıyabilir misin kalbim?
Bu kovalar dolusu umudu, yaşlı yağmurlara mı defnedeceksin?
Canını mı yakacaksın?
Ama olmaz ki, yuvam acır sonra,kanarım bir sel gibi gözünün çukuruna.

Meral Meri/Salyangozdaki Yosunlar

21 Aralık 2013 Cumartesi

Meral Meri

Bir insan size başlangıç gibi bir son ile
Yabancılaştırmadan sizde kalıp gitmişse eğer,
Onun için oluşum tamamlanmış, ve tükenmiştir.


[Meral Meri]

20 Aralık 2013 Cuma


Aforizmalar

Senin uyandığında gölgeler çoktan kalkıp  gitmiş olacak
Yine sen beni, ben de seni saracağız böyle kuşlar gibi sıcacık

[Meral Meri]

ILIK ILIK ÖZGÜRLÜK

ILIK ILIK ÖZGÜRLÜK

Ah!Benim güzel çocukluğum
Sen ne güzel bir yaşamsalsın ki
Böyle kolum kanadım
Ilık ılık özgürlük topluyor senden
Var ol, kal böyle
Yandaşım ,yoldaşım ol
Bak! Ne büyük acılar büyütüyor yaşlılıklar
Sen kal böyle,
Çare ol,yasla başını omzuma
Ki haykırış ol ,ve yakış bana
Ses ol,şu çadaşsızlığa!
Kal be çocuk -kal içimde
Parmaklıklardan öteye geç
Gir içime ,çığlık at özgürlüğe
İşte böyle kal ben de ılık ılık.

(Meral Meri)


12.12.13.

Meral Meri

"Bir aşk yaşamaksa tek derdim,
 Öyleyse küçücük olsun, sıradışı olmasın, karıncalar taşısın yeter!.."


Meral Meri

19 Aralık 2013 Perşembe

Meral Meri

Sen yoktun ve günler birbirinin tıpatıp ikiziydi
Sen yoktun ve hiç kar yağmadı
Yağmurda yağmadı,
Kuşlarda hiç ötmedi
Ama ben her gün tıpatıp aynı öldüm!

-
Meral Méri

Manalı Sözler

"Seni özlediğimi nereden bulup çıkaracaksın keza kaç lisan üretmelisin bilmem.
Ama bunu yapmana hasretle ihtiyacım var!"

-
Meral Meri
"Şimdi ve bundan sonra, sana ve kendime itiraf etmekte 
hâlâ fazlasıyla zorlandığım bazı şeyleri suskunlukla geçiştireceğim." 

Franz Kafka

Buhur-u Meryem

Buhur-u Meryem

Sen yosunların ortasında 
Kalmış bir aşksın sevgilim,
Öyle ki deniz kabukları kıskanır seni.
Buhur-u Meryem kadar
Özenle ve üzerine titreyen 
Yaşam kadar masum.
Bir göz edası ve saydamlığı ile 
Saatlerce seninle 
Vals yapabilirim.
Hem de macar bir şarkı eşliğinde-
Hem de Provence'nin eteklerinde,
Hem de tenine buseler kondurup
Tokay şarabından tatmışcasına.
Ve sana taşıp, furmint üzümleri 
İçine doğmuş gibi, hissederek seni
Yeniden doğurabilirim.
Böyle lavantaların ortasına.
Ve yel değirmenlerinin 
Huzurunu çalıp, sana sunabilirim.
Yaşayabilir ,yaşanabilir,yaşatabilirim
Sevgilim seni.
Ve seni siklamen çiçeklerine emanet edip,
Gidebilir.
O bildiğin deniz fenerlerine.
Ve döndüğümde özgürlüğünü 
Böyle içten bir sarılışı gibi
İçime çekerek, koklayıp seni,
Doyabilirim sana ,mukaddes bir gül gibi.

Meral Meri


Edith Piaf-Exodus

Johann Strauss - Vienna Waltz

16 Eylül 2013 Pazartesi

"Herkese söylediğin şey kadar ve söyleyemediğin kadardı dünyan…"
[Meral Meri]

ELEMLİ YOL/Meral Meri

ELEMLİ YOL

Yeterince yorgun bir yolu,
Ancak bu denli bir deli yürüyebilirdi...
Aciz kuşların sesi,
Ancak böyle cılız ötebilirdi...
Oysaki nereden bilebilirdik;
Biz sizin için yaşıyorduk,
Doğum sancılarıyla birlikte...
Çok mu azalmıştı gün,
Geri kalmışlığı vardı?
Bu elemli yolu,
Ancak yorgun cümleler bitirebilirdi.
Azala azala yürüyebilir,
Kaygısından küçülebilirdi.
Hem de hiç kuşkusuz,
Önünü dahi bilmeksizin,
Gidebilirdi ağır ağır,
Çarpa çarpa,
Ama hâlâ ayakta.

(Meral Meri)

Stephen Hawking



Artık benim onurum
Çamurlara batarak,
Kendini aşınmaktan
Güç bela koruyacak.

Metin Altıok

İSTANBUL / Birhan KESKİN

İSTANBUL / Birhan KESKİN


ben istanbul’a çok benzerim sevgilim
yarı trak yarı buralı.
azıcık gidersin haliç’te bir çekirdek aileyim
o siyah suya bakakalmış, su yağlı mı yağlı.
adamda bej kundura, kadın çarşafa dolanmış,
yüzlerinde kırağı
kızların birini açık havada doğurmuşlar,
öbürü kapalı.

bende sevgilim yan yana ışır
ılık kasabalar köyler
ben istanbul’a çok benzerim sevgilim,
bir yanım haliç’te bir karabatak
bir yanım samandıra’da saplı samanlı.

ben istanbul’a çok benzerim sevgilim
onca iştiha içinde onca keder.
çın çın bin ses imkanıyken
sesin göbeğinden çatlayıp orada kaldığı yer.

sorunun sorulduğu yerim ben,
cevabın alındığı yer!
bir yanım erguvan bir yanım gül ve laleler
bir yanda serseri otlar, başıboş, plastik çiçekler
kök dal dolanmış duvarda birbirine koyu keder.

gezmediğin yerlerim vardır mutlaka
beklerim, yeraltı mağ’raları
bir ayağım geçmişte kalmış alamam
öbürü koduğun bahtımmış, eline ayarlı.

sevgilim kış düşmüş dünyaya içimden
eve nasıl varayım!
bir kovuk bir obruk oldum,
üstüm başım kar, yollar kapalı

(“Soğuk Kazı” kitabından)

Siham-ı Kaza'dan

Siham-ı Kaza'dan

Gürci hınzırı a samsun-ı muazzam a köpek
Kande sen kande nigehbani-i alem a köpek

Vay ol devlete kim ola mürebbisi anun
Bir senin gibideni cehl-i mücessem a köpek

Ne gune kaldi meded devlet-i Al-i Osman
Hey yazuk hey ne musibet bu ne matem aköpek

Ne ihanetdür o sadra bu zamanda ki anun
Olmaya sahibi bir Asaf-ı kerem a köpek

Hidmet-i devlete sair vüzeradan göreler
Bir fürumaye koca ayuyı akdem a köpek

Bu mahlallerde ki Bagdadı ala şah-ı Acem
Arz-ı rumu ede teshir Abaza hem a köpek

Sattınız iki soysuz bir olup hanlığı
Kimseyietmedünüz bu işe mahrem a köpek

Paymal eylediniz saltanatın ırzını hem
Yok yereoldı telef ol kadar adem a köpek

Hiç hanlık satılır mı hey edebsiz hain
Tutalım olmamış ol fitne muazzam a köpek

Sen kadar düşmen-i devlet mi olur a hınzır
Ne turur saltanatun sahibi bilsem a köpek

Ehl-i dil düşmeni din yoksulu bir melunsun
Öldürürlerse eğer can-be-cehennem a köpek

Böyle kalur mu soysuzlar elinde devlet
noldu ya gayret-i şahenşeh-i azam a köpek

Hak götürdü arabı gitti hele dünyadan
Kim götürse akabince seni bilmem a köpek

File nacar meger yükledeler tabutunu
Çekemez cife-i murdarunu adem a köpek

Filler de çekemezse ne acep laşeni kim
Var mı bir sencileyin div-i mülahhem a köpek

Sen soysuz eşek ol Kirliorospu yaraşur
Bindürüp sırtına teşhir edersem a köpek

Nefi
Gazel

Yoklamazsın hîç var mı dilde dâğın yâresin
Böyle mi gözler güzeller âşık-ı bîçâresin

Âh ile derdi bilinmez âşık-ı bîçârenin
Çâk çâk ede meğer âhı dil-i sad-pâresin

Gördüğün öldürmedir kârı o hûnî gözlerin
Koymaz anınçün elinden gamzeler gaddâresin

Zülfüne bend etmesin yâ n'eylesin Mecnûn gibi
Zabta kâdir olmayan âşık-ı dil-âvâresin

Halka-i zülfünden eyler dil temâşâ ruhların
Vermese hurşîde n'ola revzen-i nezzâresin

Derdin izhâr etmek ister dâ'imâ Nef'î sana
Sen de lutf et yokla bir gün dilde dâğın yâresin

Nefi

Mevlâna Celaleddin Rûmî

"Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. 
İnsanın çömlekten farkı olmamalı. 
Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, 
insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.."

Mevlâna Celaleddin Rûmî

Birhan Keskin

 “Oysa yürüyüp gitmemiz lazım…”

Birhan Keskin